BUSENUR SİMON (3) – KopyaB

Aldatmanın birçok sebebi ve türü vardır. Aldatma denilince neden akla fiziksel olanı gelir? İnsan düşüncede dahi aldatmış olamaz mı? Peki evli insanlar neden aldatır gelin hep birlikte biraz bunu konuşalım. Evlilikte en çok korkulan şey aşkın ölmesi değil midir? Her çift evlenmeden önce ilk günkü heyecan ve duygularının kalmayacağından tereddüt eder peki o zaman soruyorum sizlere:   EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRÜR MÜ? Kişiden kişiye değişecebilecek bir olgu olmakla beraber çoğunluğun istediği şey, duyguların ve aşkın ilk günkü gibi kalmasıdır fakat her acı, her haz eski mutluluk seviyesine geri döner buna psikolojide hedonik uyum denilir. Kişi artık duruma adapte olarak o ilk günkü duygularının yerini monotonluğa bırakır, o coşkulu evre bir zaman sonra düşüşe geçerek stabilleşir. Örneğin; işine yeni başlayan birini düşünelim, her gece yatmadan önce giyeceği kıyafeti özenle seçerken aradan zaman geçince o ilk günkü heyecanı kalmadığı için eline geçeni giyip işe gitmeye başlar burada kişi işini sever gitmek de ister ama eski tutkusu, heyecanı yoktur. Tam olarak burada Freud’un o meşhur sözü akla gelir “Aşk yoktur, libido vardır” yani kişilerdeki asıl amaç hazzı yakalamaktır ve hazzı yakalayacağını düşündükleri eylemlere yönelerek monotonluk ve stabiliteden sıkılarak dopaminin verdiği heyecanı  yeniden yakalamak adına aldatma yoluna girebilir. Hazdan sorumlu olan  dopaminin beyindeki artışıyla testesteron seviyesi yükselir cinsel arzu artar. Evlilikler ve uzun süren ilişkilerde buna benzetilebilir ilk günkü heyecan ve haz durumu eskiye oranla azaldığı için  kişilerin evlilik hakkında beklentileri tam olarak karşılanamadığı zaman bocalama dönemi başlar. Bu bocalama döneminde cinsellik de  görev haline geldiği için kaçınılmaz olarak aldatma başlar çünkü kişi evli olduğu için kendini cinsel ilişki yaşamak zorunda hisseder herkesin de bildiği gibi cinsellik zorundalık değil haz odaklıdır. Cinsel hazzın yüksek olduğu duygular tekrar yaşanmak istenebilir bunu kendi partneri ile sağlayamayan kişi ise hayatına yeni bir partner alabilir. Yani evlilik aşkı öldürmez , monotonluğun akışına kendini bırakmak evliliği öldürür. Evlilikte aldatmayı tetikleyebilecek olan  bir diğer sorun ise evlilik öncesi cinsel birliktelik yaşamayan çiftlerde  meydana gelmektedir. Cinsellik yaşandıktan sonra bir problemle karşılaşılır ve partnerler tarafından problem çözümlenmezse, cinsel hazzın yaşanacağı farklı bir partner tercih edebilir. Bu şekilde çalkantılı devam eden ilişki tam da can çekişirken  gerek   maddi sorunlar,  gerek çocuklar,  gerek standartların bozulmasıyla beraber “Bundan sonra ne yapacağım?” kaygısı devreye girerse partnerlerden bir tanesi ilişkiyi bitirecek gücü kendinde bulamayabilir bu yüzden ilişkisi can çekişse de kopamaz, bu süreçte tekrar ayakta durmak ve birine bağlanmak ister, bir diğer öteki çekici gelir, bu ilişkideki ötekinin desteği ile daha motive daha güçlü hissederek sorunlu olan evliliği eskisi kadar göze batmadan devam edebilir. Hem duygusal yönden hem haz yönünden boşluğu kapatan kişi ile hayat güzelleşmeye başlar ama  evlilik bitince bu üçüncü kişi  genelde ortadan kalkar çünkü hizmet ettiği durum ortadan kalkmış olur.

Peki evliliklerde sadakatsizlik ve aldatma sonrası neden hep buzdağının üstü görülür ?

Aslında bireyler içinde yaşadığı toplumdan ayrı düşünülemeyeceği için içinde yaşadığı kültürün  devam etmeyen ilişkiye bakış açısı oldukça önemlidir. Boşanmaya hoş bakılmayan “Gelinliğinle gittin kefeninle döneceksin” şeklinde ki düşünce yapısına sahip olan aileler hala mevcut . Bu tutumlar bireyin karar verebilme sürecinde oldukça etkilidir, kişi belki de toplumun baskısından dolayı ayrılamayacağını düşünür ve o hazzı yaşayabilmek adına aldatma yoluna girebilir. Bir diğer önemli konu ise bakım verenle kurulan bağlanma türüdür. Bakım verenle kurulan bağlanma ilişkisi, partnerle kurulacak olan ilişkinin tutarlılığıyla pozitif korelasyon göstermektedir. Örneğin: küçükken, “ Uslu durmazsan senin annen olmam” , “ Yaramazlık yaparsan bu evden giderim, geri gelmem” sözleriyle tehdit edilen ya da ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuk da güvenli bağlanma gerçekleşemeyeceği için terk edilme kaygısı meydana gelebilir. Partnerinin ondan vazgeçebileceği korkusu yani terk edilme kaygısı ilişkisinde sürekli tetiklenebilir partnerini kaybetme korkusu ile kontrol altına alma çabasına girer. Kıskançlıktan ve  kontrol altına alınmak istenen bireyin , özerk olan sınırlarına ihlallerde başlar. Sınırı zedelenen birey sadakatsizlik yoluna doğru ilerleyebilir, unutulmamalıdır  ki sadakatsizlik sonucu aldatma meydana gelebilir. Sonuç olarak birçok etken mevcuttur fakat aldatmaya  “ Aldattı,  Aldatıldım “ gibi sadece sonuç odaklı bakılmamalıdır. Bunların yerine o buzdağının altındaki birçok sebep ele alınarak incelenmelidir. Bu evliliği oraya götüren sorun nedir ? Bireyleri bu davranışa iten düşünce nedir ? Burada çiftlerin düşünmesi gereken iki durum vardır :  İhanete uğramış olmak mı ilişkiyi bozmaktadır / ilişki de bozukluklar olduğu için mi ihanet ortaya çıkmaktadır. Sorunun temeli  iyi anlaşılmalıdır, bozulmalar  olduğunda fark edilerek  her iki tarafın da isteği olursa en az zarar alınacak şekilde ilişki onarım sürecine girmelidir .Bu konudaki araştırmalara bakacak olursak  sorunların saptanıp, tamir edilmesi yönünde harekete geçilen ve geçmişteki sorunlara  odaklanılmak yerine şimdi ve buradaya odaklanarak  affetme sürecine giren ilişkilerde eskisine oranla daha fazla doyum ve tatmin sağlanmaktadır.

Asıl aşkı öldüren şey onun bir gün ölebileceğini düşünmektir neden diriltebilmek varken ölmek olsun ki ? Evlilik aşkı öldürmez yaralıda olsanız ilk aşık olduğunuz zaman heyecandan kuşlar gibi uçmak için ne kadar hevesliyseniz o kuşun kanadı yaralandığında da yeniden kanat çırpabilmesi için uğraşın hepsi bu, biraz emek  …

Psikolog Zehra Dilara ÖZEN

WhatsApp chat